13 Haziran 2011 Pazartesi

ayahan

Haluk Nurbaki | Hz.Ali Efendimizin Gönlünde Sema Sırrı
Onun elestden gelen hârika sırrı Kâbe'de doğmasıyla ilk mesajını veriyordu. Kâinatın İncisi Efendimizin onu ilk kez yıkaması ise şereflerin en büyük sırrıdır.
Hz. Hatice'den sonra ikinci müslüman oluşu Ezelde takdir olunan gönül mevkiinin yüceliğini simgeliyordu. İlâhi sırrın gönlüne doğuş ânından itibaren aralıksız yansıması Hz. Ali Efendimizin gönüllerde sema sırrında bambaşka bir hikmet vermektedir.
Mânâ ilimlerinde ihlâsın tanımına Hz. Ali Efendimizin gönlü misal verilir.
Hicret sırasında Efendimizin yatağında yatıp uyuması ihlâsın temel tanımıdır. O yatakta canını feda etmekten çekinmeyen bir başka müslüman da yatabilirdi, ne var ki Hz. Ali Efendimizden bir başkası, her an gelmesi kesin olan ölüme karşı, onu hiçe sayarak uyuması mümkün değildi.
Kâfirler bile bu teslimiyete, bu ihlasa hayran kalmışlardı. O halde Hz. Ali Efendimizi tanımak için önce ihlası kavramalıyız. İhlas; kelime anlamı itibariyle içtenlik demek¬tir. Allah'ın varlığını hiç bir kuşku ve tereddüde yer vermeden gönülde kesiksiz hissetme sanatına ihlas denir. Bir anlık gaflet ve kuşku ihlası yok eder.
Bir kimsede ihlasın başlaması, benliğin yok olmasıyla paraleldir. Benlik yaşadıkça ihlas doğmaz. İşte Hz. Ali Efendimizin, hicret sırasında Efendimizin yatağında uyuması kendi nefsini hiçe saymasıyla mümkündür. Bir yürekte ihlas doğunca benlik yok oldu demektir. Ve anında âyineyi ilâhi teşekkül eder. Elbette böyle bir gönülde eksiksiz bir aşk-ı Muhammedî doğar ve bu gönül âşık fazındadır, Hz. Ali Efendimizin gönlündeki aşk, onu hep Efendimizin yanı başında yaşattı. Ve bu sonsuz semâ sırrı için¬de Hz. Fâtıma nuruyla bir kez daha coştu. Bu sonsuz sevgi sonra Hasan-Hüseyin-Muhsin efendilerimizin sonsuz sırrı ile merkezileşti.
Mânâ ilimlerinin en büyük kaynaklarından biri olan «Nehcul Belâğâ»'da Hz. Ali Efendimiz gönüldeki mâna hikmetini şöyle tanımlıyor:
«Ey insan! Sen Âlem-i Kübrâ (Büyük Âlem), bütün gördüğün âlem ise Âlem-i Sügra (Küçük Âlem)'dir.» Bu tanımın anlaşılması zâhirde imkânsızdır. Halbuki Hz. Ali Efendimiz bu beytini şöyle yorumluyordu:
«Bütün evrenler Allah'ın sıfat tecellilerinin yansımasından doğmuştur. Halbuki insan kalbine bizzat Allah tecelli eder.» Bu anda insan elbette tüm âlemlerden daha yüce, büyük âlemi temsil eder. Böylece Fahr-i Kâinat Efendimizin elestde çözdüğü bilmecenin yorumu, bir başka açıdan da seyrediliyordu.
Eğer insan tüm benlikten arınır, ihlâsı bulursa o gönülde bizzat «Elestü Birabbiküm» sedası işitilir. Ve gönül; «Belî (evet) Rabbimizsin» cevâbı ile hamd niyazına başlar, gönüllerde semâ doğar.
Yine bu açıdan bakıldığında benliğîni yok etmiş, ihlâsa ermiş bir kulun enfusunda «Âlem-i Kübrâ» sırrı doğar. İlâhi sevdanın üstünlüğündeki değişmezlik budur.
Fahr-i Kâinat Efendimiz, Hz. Ali Efendimizin ihlâs ve yok olmuş benliğini kendisine anlatırken:
«Yâ Ali! Sen Ebûturâb'sın» buyurmuştu. Bu emrin anlamını Hz. Ali Efendimiz, Fâtıma Annemize sormuş o da şöyle yorumlamıştı :
«Sen toprak ahlâklısın, sana ne atılırsa atılsın sen ondan bir gül yaparsın. Çünkü sen benliğini yok ettin. Hiç kimseden bir şey beklemez, yalnız ilâhi tecellinin yansıması gibi, tüm varlıklara bir şeyler verirsin!»
Böyle bir gönül, ilâhi tecelliden doğan nurları etrafa yansıtır. Muhyiddin-i Arabî Hazretleri Der ki : «Tüm Fahr-i Kâinat ilmini Hz. Ali, gönlündeki Muhammedî aşkla almış ve insanlara yansıtmıştır.»
Hz. Ali Efendimiz, gönül semâsında Hz. Fâtıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Hz. Muhsin'in mânevi santrallerine bağlı olduğundan, mânâ âleminin telefonu açıldığında santralde hep ona intizar ederiz. Madde telefonunda nasıl «Alo» denmeden konuşulmazsa, manâ telefonunda da «Ali» denmeden konuşulmaz.
Allah, ihlâsın tüm maddesel engelleri aşacağını göstermek için her savaşta Hz. Ali karşısında kim düşse yendirmiş ve mutlak zaferin ancak gönüllerde ihlastan kazanılacağını vurgulamıştır. Yine insanların bilmesi gereken önemli bir sır : cesaret, kudret ve ilmin ihlasla yürüyeceği gerçeğidir. Benliği yok etmeden ne cesaret, ne ilim olur. Bu konuda Hz. Ali Efendimiz insanlara : «Benliğini terk et, ihlası bul ki Âlem-i Kübrâ sırrına eresin» mesajını vermiştir.
Efendimiz Kâbe'nin fethinde, putları kırarken yanına Hz. Ali Efendimizi almıştı. Bir büyük putun kırılması için, Hz. Ali, Efendimize :
— Omuzuma bas yâ Rasûlullah dedi. Efendimiz :
— Yâ Ali! Taşıyamazsın, sen benim dizime bas, buyurdu.
Hazreti Ali ısrarlı emre uydu, baltayı puta indirirken, tüm evren boyutlarının Efendimizle dopdolu olduğunu seyrediverdi.
Bu olay gönül putlarını kırmada da Hz. Ali Efendimizin gönül semâsındaki sırra yaklaşımın şart olduğunu göstermektedir.
Hz. Ali Efendimizin gönül sırrındaki bir hikmet de, namazlarında daima gönül semâsının tecellî etmesi ve hep gerçek namaz kılmasıdır. Nitekim yaralandığı zaman yarasını hep namazda dağlarlardı. Gönüldeki bu semâ onun gözlerinde, bakışlarında daim bir nazar ceryanı yaratırdı. Hangi düşmana nazar etse, felç olmuş gibi kılıcı düşer, hangi dostuna baksa onun gönlünde semâ başlardı. En çok bu hazzı alanlar: Hz. Ammar, Hz. Selman, Hz. Ömer’di. Hz. Ali Efendimiz, bu sırrı kendisi de sezdiği için, bir gün Efendimize:
— Yâ Rasûlullah ben nasıl şehit olacağım, hangi düşmana baksam perişan oluyor, kime kılıç çeksem elimde kalıyor? buyurdu. Efendimiz ;
— Yâ Ali! Sen şehâdet sırrı gelince karşıdaki düşmana mecal verirsin, buyurdu. Zamanı sûre-i Kadir'de yazılıdır, emrini ilâve etti.
Sonra Hz. Fâtıma bu sözleri yorumladı ve Kadir gecesi şehit alacağını bildirdi «Senden sonra Âlem-i İslâm'a musallat alanlar 1000 ay kalacak» dedi. Nitekim Emevîler 82 yıl dört ay sonra sahneden silinmişlerdir.
Hz. Ali Efendimiz 40'sncı hicri yılın 27 Ramazanında şehid oldu (Sûre-i Kadir’in bu yoldaki mesajı için Elmalılı merhumun tefsirinde Kadir Sûresi yorumuna bakınız) şehâdeti sırasında Efendimizin emrettiği gibi hain katile nazar etti. Etmese, titreyen ellerinden hançeri düşecekti.
Mânâ ilimlerinde bizim sık sık kullandığımız Şems mâkamı sırrı aslında Hz. Ali sırrıdır. İlâhî yansımanın tam tecellisinde ruh mutlak diriliğe kavuştuğu için bedeni istediği mâkama bizzat kendisi götürü,. Bu yüzden Hz. Ali Efendimizin bedeni Necef’ten bir başka mahalle intikal etmiştir.
Hz. Şems'in; bedeninin bulunmayışı da bir Hz. Ali sırrıdır
Hz. Ali Efendimizin sonsuz sırrını dile getirmek ne mümkün. Bu risalemiz gönüllerde semâ hikmetine bir nağme olduğu için Hz. Ali Efendimizin aşk makamında nazar-i ilâhi hikmetini anlatmak istedik.
Efendimizin gali, yıkanması; Efendimizin o nazlı vücudunu bu dünyadan uğurlamak şerefi nasıl bir ihtişâmdır? Ve yıkayan Hz. Ali Efendimizin kulluk kartviziti midir?
Yoksa nazlı vücuda Hz. Ali gönlünden uzanan ellerdeki sır nedir? Mânâ ilimleri bu sırrı kavrayamayanlar; derse almıyor!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder